Asansörler, seyahat etme şeklimizi değiştiren muhteşem bir icat. 1850'lerde buluşun patentlenmesinden çok önce ortaya çıkmışlardı. İlk modern asansör bir buhar motoruyla çalışıyordu ve New York şehrinde beş katlı bir binaya kurulmuştu. Mucit Elisha Otis, asansörün insanlar içerideyken bir baltayla ipi keserek çalışacağını gösterdi.
Ancak Elisha Otis asansörleri kullanan ilk kişi değildi, sadece onları güvenli bir şekilde kullanan ilk kişiydi. Birkaç antik medeniyetin kalıntıları, basit asansörler için kullanılmış olabilecek yapıların ve madenlerin içindeki garip şaftların izlerini göstermektedir.
Aslında asansörleri kullanan ilk kişiler Romalılardı. Tekerlek, yakındaki bir dere veya nehirden gelen su akışıyla döndürülüyordu ve bu hareket binanın tepesine çıkan dikey bir şafta aktarılıyordu.
Romalılar bu asansörleri binalarda malları ve insanları yukarı aşağı taşımanın bir yolu olarak kullandılar. Sadece insanlar için değil, aynı zamanda atlar veya hatta domuzlar gibi hayvanlar için de kullanılıyordu.
Antik Yunan'da insanlar asansörlerin en basit biçimini kullanıyorlardı. Bir ucunda hareketli bir kanca bulunan uzun bir kirişten oluşan vinç adı verilen bir cihaz kullanıyorlardı. Vinç, ipler veya zincirlerle bir binanın tepesine kaldırılır ve daha sonra kancasının yerden ağır nesneleri alıp ihtiyaç duyulan yere taşıyabilmesi için indirilirdi.
Tarihteki ilk mekanik asansörün MÖ 220 civarında Yunan matematikçi Arşimet tarafından yapıldığına inanılıyor. Bunu büyük gemileri karadan taşıma girişimi olarak yaratmıştı ancak tasarımının binalar için de kullanılabileceği düşünülüyor.
Arşimet'in vidalı pompası, bir nehir veya gölet gibi alçak bir su kütlesinden suyu yükseltilmiş bir rezervuara taşımak için kullanılan bir cihazdır. İçi boş bir borunun içindeki bir vidadan oluşur. Vida, bir tahrik mekanizmasına (genellikle bir elektrik motoru) bağlı bir krank tarafından döndürülür. Vida döndükçe borunun iç kısmında yukarı doğru hareket eder ve dişlerinin etrafından su çeker. Borunun üst ucu rezervuara ulaştığında, suyu kenardan aşağı ve zemin seviyesine boşaltır.
Kolezyum, gladyatör dövüşleri, halk gösterileri ve diğer eğlenceler için kullanılan İtalya, Roma'daki bir amfitiyatrodur. Kolezyum, Roma İmparatorluğu'nun bir sembolüdür. İlk olarak birinci yüzyılda İmparator Vespasian ve oğlu Titus tarafından inşa edilmiştir.
Kolezyum'un yüksekliği yaklaşık 50 metre, çapı ise yaklaşık 157 metredir. Amfitiyatro aynı anda yaklaşık 50.000 kişiyi barındırabilir. İçinde 80 girişi olan dört kat ve dışında 44 girişi olan dört farklı kat vardı.
Kölelerin gladyatör olarak dövüşmeye zorlandıklarında Kolezyum'un en üst katına nasıl çıkabildikleri konusunda birçok teori vardır. Bir teoriye göre köleler, daha sonra ipler veya zincirlerle en üst seviyeye kaldırılacak ve daha sonra tekrar aşağı çekilecek ve böylece başka hiç kimse kullanamayacaktı.
Antik Mısırlılar, malları yukarı ve aşağı taşımak için ip ve kovalardan oluşan bir sistem kullanıyordu. Bu sistem çok verimli değildi, bu yüzden ilk asansörü iplerle yükseltilmiş bir platform şeklinde icat ettiler.
Asansörler, antik Mısır'da insanları ve malları yukarı ve aşağı taşımak için kullanılıyordu. Mısırlılar, eşyaları yukarı veya aşağı taşımak için ip ve kovalar kullanıyorlardı, ancak bu çok verimli değildi, bu yüzden ilk asansörü iplerle yükseltilmiş bir platform şeklinde icat ettiler.
Orta Çağ'da Avrupa'da, Yunan ve Romalılarınkine benzer tasarımlara sahip asansörler bazı yerlerde kullanılıyordu. Surlarla çevrili kaleler ve tenha dağ manastırları, insanları ve malları erişilemez girişlerine kaldırmak için vinç sistemini kullanıyordu.
Asansörler, Orta Çağ Avrupa'sında kalelerde çeşitli amaçlarla kullanılıyordu. Örneğin, tarımda yiyecek ve mahsulleri zemin kattan üst katlardaki depo odalarına taşımak için kullanılırdı. Ayrıca tekstil fabrikalarında hammadde ve bitmiş ürünleri binanın farklı katları arasında taşımanın bir yolu olarak kullanılırdı.
Antik asansörlerin çağı, vida mekanizmalarının, düşmeyi önleyen emniyet cihazlarının, hidrolik ve elektriğin keşfiyle 18. yüzyılın sonu ile 19. yüzyılın ortaları arasında sona erdi.
Asansörler ilk olarak Osmanlı İmparatorluğu'nda Alman mühendis Heinrich von Stephan tarafından tanıtıldı. İlk tasarımı su veya buharla çalıştırılabilen bir hidrolik makineydi. Arabaları merdiven veya rampa kullanmadan bir binanın katları arasında taşıma fikri, Türklerin hızla benimsediği bir yenilikti.
İstanbul'daki ilk asansör 1857'de Karaköy tersanesinde açıldı. 1878'de kurulan ikinci asansör Dolmabahçe Sarayı'ndaydı ve Türkiye'nin en eski çalışan asansörü olarak kabul ediliyor. Kurulduğu günden bu yana sürekli olarak çalışıyor ve zaman içinde yalnızca küçük onarımlar yapıldı.
1887'de Pera Palace Oteli'ne (şimdiki Hilton İstanbul Bosphorus) üçüncü bir asansör kuruldu. Bu asansörün farklı hız ve kapasiteye sahip altı farklı asansörü vardı - bu da onu zamanının en gelişmiş asansörlerinden biri yapıyordu.